Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

GBA | 21 November 2017

Scroll to top

Top

Yorum Yok

İnsan ile makine arasında bir yerde: Melez zeka

İnsan ile makine arasında bir yerde: Melez zeka

Son dönemde yapay zekanın daha da akıllanmasının kötü sonuçlar doğuracağına dair söylemler bir hayli arttı. Birçok büyük isim temkinli olma çağrısı yapıyor; iyimser fütürist Ray Kurzweil’in umut dolu fikirleri, Bill Gates, Elon Musk ve Stephen Hawking gibi dehaların endişeleri tarafından bastırıldı. İsveçli filozof Nick Bostrom’un ürkütücü düşünce deneyleri de yapay zekanın nelere sebep olabileceğine dair ipuçları ortaya koydu. Bu noktada ortada endişelenmek için sebepler olmadığını söylemek pek gerçekçi olmaz doğrusu.

Stanley Kubrick’in efsanevi yapıtı 2001: A Space Odyssey’de yapay zeka Hal’in kapsül iskelesini açmayı reddederek insana başkaldırması, filmin gösterime girdiği 50 yıl öncesinin nesli için ilginç bir kurgu ürünüyken, günümüzde bizler için düşündürücü bir ihtimal özelliği taşıyor. Çünkü artık otonom drone’lar ve sürücüsüz otomobiller gibi kendi kararlarını veren nesnelerin arifesindeyiz. Halihazırda sürücüsüz otomobillerin yola atlayan çocuğu korumak için ağaca çarpmakta tereddüt etmeyeceğinden emin olamıyoruz; kısacası endişelenmek için gerçek sebeplerimiz var.

Arria’nın stratejiden sorumlu başmühendisi Robert Dale’e göre, çözüm insan ve makine zekalarının birbirlerini tamamlayıcı yapıda olduklarını fark etmekte yatıyor:

“Makineler insanlar kadar zeki değiller. Evet, satranç, Jeopardy! ve Go oynayan makineler var fakat tek geçerli zeka göstergesinin bunlar olduğunu düşündüğümüz zamanları çoktan geride bıraktık.”

Daniel Goleman’ın duygusal zeka konseptini ortaya atmasının üzerinden 20 yıl geçti. Duygusal zekayı gerçek bir zeka formu olarak değerlendirmiyor olabilirsiniz fakat en azından insanı makinelerden farklı kılan karakter ve kapasiteleri ortaya koyması açısından önemli. Kaldı ki insanların anlama ve harekete geçme süreçlerinde de büyük rol oynuyor.

Geleneksel ekonomistler hâlâ tüm insanların rasyonel karar vericiler olduğu görüşüne inanıyor olabilir fakat davranışsal ekonomiye göre rasyonel kararlarımızın çoğunu düşünmeden veriyor ve ardından bunları temellendiriyoruz. Peki bundan ne anlam çıkarmamız gerekiyor? Dale şöyle açıklıyor:

“En basit anlatımla, insan zekası ile makine zekası birbirlerinden farklı şeyler. Bu iki fenomenin benzer isimlere sahip olması yalnızca kafa karışıklığına sebep oluyor. Yapılacak en doğru şey, makinelerin zekileşmesi hakkında konuşmayı bırakmak olurdu çünkü bu zeka kavramına bir hakaret.”

Makineler günbegün daha fazla şey yapabilme kabiliyeti kazanıyor ve mantıkları gitgide karmaşıklaşıyor. Bu sayede artık daha karmaşık durumlara uygun karşılıklar verebiliyorlar. Fakat insanı üstün kılan şey farklı bir alanda yatıyor. Bu nedenle insan ile makine gelişimine rekabetçi bir gözlükle bakmak yerine, bu ikilinin dayanışmasının nasıl olması ve ne gibi avantajlar sağlayacağına odaklanmak gerekiyor. Bu ayrım, doğal dil üretme (DDÜ) teknolojisinin gelişimi için büyük önem taşıyor. DDÜ için yazan makineler yaratacak alan diyebiliriz.

Dale’e göre DDÜ’yü kısaca şöyle açıklamak mümkün, makinelerin sağlanan verileri (giriş) kullanarak bunlardan metinsel içerikler (çıkış) üretmesini sağlayan algoritmalar. Ansiklopedik tanım için ise Wikipedia’ya başvurulabilir.

DDÜ her iki tarafın en iyi özelliklerini kullanıyor. İnsanlar sezgilerini, nüansları ve topluluğa dair ince gözlemlerini masaya getirirken, makineler de normalde bir insan tarafından yazması çok uzun sürecek içeriği bunlar ışığında hızlı ve sorunsuzca ortaya koyabilir. Büyük veri teknolojileri sayesinde, makineler normalde veri yığınları arasında kaybolacak bilgileri bir araya getirerek, insanın anlatmak istediğini detaylı ve kesin halde üretebilir.

Bu ortaklık yaklaşımı daha önce kusursuz satrançta ve küresel ısınma sorunları ile jeopolitik anlaşmazlıkların çözümlerinde de kullanıldı. İzlenen mantık bu senaryolarda da aynıydı; makineleştirebilen tüm süreçleri makinelere bırak, insan dokunuşuna ihtiyaç duyan problemleri kendin çöz.

Bizler makine, makineler ise insan değil. Her iki taraf da masaya farklı tatlar getiriyor. Kaldı ki, makinelerin kendilerinden farklı olan her varlıkla rekabet etmeye çalışmaması ayrımın yeterince güçlü bir kanıtı değil mi?

Yorum Bırak